Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2014 Salı

Küçük Ailemiz - Cookie



 


Geçtiğimiz yıl 2012 yılında Ankara Çayyolu’nda bahçeli bir ev satın almıştık, ben yarı zamanlı çalışıyor ve yüksek lisans yapıyordum. Doğayı ve bahçe işini çok sevdiğimizden bu evin mutluluk getireceğine inanmıştık. Zamanla deli ben evde bir eksiklik fark ettim: bizim köpeğimiz yoktu! Oysa tam da köpek beslenebilecek bir ortamımız vardı. Sitede bazı komşularımızın vardı ve onlarla iletişimleri, köpüşlerin yaramazlıkları sürekli neşeli oluşları bana acayip tatlı geliyordu.  Eşime anlattım, o da her zaman olduğu gibi ilk etapta olumsuz yanıt verdi. Benim eşim evlerden ırak Kafkas göçmeni ve Koç burcu. Bu nedenle bizim evde her yeni şeye önce karşı çıkılır, sonra ikna edilir. İkna olmazsa ben o şeyi yine de yaparım eşim de mecburen ikna olmuş olur. Buradan evlenmemiş kızlarımıza sesleniyorum, koç burcunun aslan burcu kadınıyla evliliği sürekli dominant karakterlerin çatışmasıyla geçiyor; akrep, aslan, koç gibi dominant bir burca sahipseniz balık, yengeç, başak gibi azcık ılımlı adamlar bulun, boşuna yorulmayın. Neyse gene dağıldım. E’ ye sordum köpek alalım mı? O da dedi hayır! Tabi bu durum beni sürekli sosyal medyada sahip arayan evsiz köpüşlere bakmaktan bir nebze bile alıkoymadı.


Bir gün Facebook sahiplendiren sayfalarından birinde Cookie ’nin ilanını gördüm.1-2 yaşlarında barınaktan salınmış, parkta bulunan kulağı küpeli üzgün bir golden. Bahçeli’de parkta köpeklerini gezdirirken bulan bayan, çevredekilerin eziyet ettiğini görünce dayanamayıp evine almış sahip arıyordu. Öyle üzgün öyle harap görünüyordu ki aklım gitti, hemen aradım akşama gelir alırım dedim. Eşime söyledim, alma maddi durum sıkışık ona maddi güç gerekir, köpek dediğin çok ilgi ister, bir yere bırakamayız, zaten bir de kedimiz var tatil planı bile yapamayız dedi. Söylediklerinin hepsi doğruydu, peki ben dinledim mi? Hayır! Gittim aldım, baktım ufacık bir kız, uysal mı uysal sevimli mi sevimli dedim ben bunu yerim.  Eve getirdim kızılca kıyamet koptu. Eşim beni onu dinlememekle, sorumsuzlukla ve olgun davranmamakla suçladı. Hayatımızın çok zorlaşacağı belliydi ama ben kararlıydım. Bu çocuk sokağa dönmeyecekti. Allahtan bir iki hafta geçince evde herkes birbirine alıştı.

Cookie sevimliliğiyle, tatlılığıyla kendini bizlere sevdirdi, bizim bir evladımız oldu. Yaklaşık iki yıldır bizimle, iki yıldır anti depresan kullanmıyorum.  Tanıdığım en obur çocuk. Şu hayatta en çok sevdiği şey yemek, işin kötüsü köpekler yedikten 4 saniye sonra yediklerini unutuyor. Yemeği biter bitmez gözü başka mamalara düşüyor!  Bize ilk geldiğinde kötü yaşam koşullarından ötürü cildinde uyuzu vardı, insanlara güveni çok kırılmıştı, her şeyden korkuyordu ve çişini eve yapmaması gerektiğini bilmiyordu. Altı ay eve çiş yaptı. Sürekli halı yıkatıyorduk. Halıları kaldırdık ama kış mevsimiydi ve zor oluyordu. Tam Ankara ‘da öğrendi, İstanbul’a apartman dairesine taşındık. Evimde üzerine çiş yapılmamış hiç halı yok, hatta sürekli halılarımızı yıkamaktan usanan halı yıkamacı bana artık yenge diyor! Artık halı sermekten vazgeçtik. Cookie eve ve yeni rutine alıştıkça durum giderek daha iyileşti ve yaklaşık üç aydır sorun yaşamıyoruz.

Bir köpek sahiplenmek maddi- manevi ciddi bir yük. Köpekler hem masraflı hem de ilgiye -sevgiye her daim aç hayvanlar. Mamanın en iyisini vermeniz gerekiyor. Tüm aşılarını yaptırmanız gerekiyor. Her gün sabah ve akşam gezdirmeniz gerekiyor. Asla iş çıkışı direkt bir yerlere gidemiyorsunuz. Eve gidip, onu doyurup, gezdirip öyle çıkabiliyorsunuz. Sonra İstanbul da köpeğin çiş yapabileceği ufacık bir toprak parçası bulmak bile zor. Dahası Türkiye’ de sürekli saldırgan komşulara, akrabalara rastlıyorsunuz. Evinizde melek olmayacağını filan söylüyorlar ve evinize gelmek istemiyorlar. Yolda yürürken bile saldırıya uğrayabiliyorsunuz. Gitmek istediğiniz çoğu yer evcil hayvan kabul etmediği için yürüyüş sonra bir soluklanayım diye oturmak istediğiniz çoğu yere alınmıyorsunuz.

Köpek bakarken karşılaşılan en büyük zorluklar  tatil döneminde yaşanıyor. Tatilde köpeğinizle birlikte gitmek yurt içinde uçakla zor olduğundan arabayla gitmeniz gerekiyor ki bu çoğu durumda daha masraflı ve yorucu oluyor. Üstelik köpek kabul eden otel bulmak da gerçekten zor. Köpek kabul ettiğini söyleyen ancak gidince sürekli zorluk çıkaran pek dürüst olmayan oteller tatilinizi berbat edebiliyor (kişisel tecrübem). Köpeği bırakmak daha kolay olsa da bu sefer de nereye bırakılacağı kaygısı başlıyor. Aslında veterinerler günlük 40-50 TL arası köpek misafir ediyor. Bunun yanı sıra - biraz daha pahalıca olsa da- çok fazla köpek oteli bulunuyor.  Ancak bu zaten aylık 200 TL ye mal olan köpek bakımına ilave masraf demek. Bu tutarı sağlamak özellikle sık sık tatile çıkıyorsanız sizi zorlayabiliyor. O zaman devreye ailenizi- arkadaşınız filan sokmanız gerekiyor ki köpeklerde eve çiş yapabilme gibi sorunlar olduğu için gönüllü bakıcı bulmak baya zor oluyor. Yani yazın köpek sahibi olmak bu anlamda yorucu olabiliyor.

Ancak tüm bu güçlükler Cookie’nin bize kattığı mutlulukla karşılaştırıldığında pek küçük, pek önemsiz kalıyor. Biliyorum eski sahibi onu bu gibi nedenlerle sokağa attı. Köpek sahibi olmak gerçek bir sorumluluk ve etrafınızdaki hiçbir şey onu daha kolay hale getirmiyor aksine zorlaştırıyor. Ama bizim için o mutluluk kaynağımız. İki çocuğumuzdan büyük ve çişli olanı :). Çocuk sahibi olduğumuzda da bizimle olacak. Çocuğumuz da onu çok sevecek, dünyada yalnız olmadığımızı, hayvanlara ve doğaya sevgiyi görerek büyüyecek. Ömrü ne kadar yeterse o kadar bizimle olacak. Her akşam eve girmeden bir dakika önce kapının önünde hazır bekleyen; içeri girince sevinçle zıplayıp elimi yalayan; sarılalım deyince hala küçük bir yavruymuşcasına kucağıma yatmaya çalışan tüylü bebeğim benim. Bir köpek sizi sizin onu sevdiğinizden çok daha fazla ve büyük bir tutkuyla sever. Onun annesi, babası, patronu, tek aşkı, bebeği biziz. O yüzden bir köpeğin sevgisini ve ilgi ihtiyacını anlamak çok önemli. Eğer onu anlar ve hayatınızı onunla yaşamınızı kolaylaştıracak şekilde düzenlerseniz dünyanın en sadık ve tatmin edici dostluğunu sevgi bağını elde etmiş olursunuz. Şimdi böyle yazıyorum ya onadan uzakta, bi özledim ki anlatamam. Güzel suratı, ifadesi, kokusu burnumda tüttü birden . Eve gidince ıslak burnunu öpücem!


Sevgiyle kalın, bu ister insan sevgisi olsun, ister çiçek sevgisi ister hayvan sevgisi. Siz yeter ki kalbinizi sevgiye açın <3

28 Aralık 2013 Cumartesi

Long distance relationship still sucks!

Herkese merhaba,
Uzun süren ev arayışları, araya giren kurban bayramı, taşınma telaşı ve dağ gibi masraf ve borç silsilesinden geçerek İstanbul’a taşındım. Evet taşındım. Beyim gelemedi. Kendileri halen Ankara’da ve iş arama süreci devam ediyor. Bense İstanbul’da kedim ve köpeğimle yaşam mücadelesi veriyorum. Hayatımın büyük bölümünde İstanbul’da yaşadım, üniversite için gittiğim Ankara’da evlendim ve 3 yıl kadar daha orada yaşadım. Oradaki her gün doğduğum ve hayallerimde muhteşem olan bu şehre geri dönmeye çalıştım. Ancak burada 3 ay yaşayınca gördüm ki Ankara ne güzelmiş ya!!
Şimdi aldığımızın yarısı kadar parayla Ankara’da kraldık, burada ise ancak alt orta sınıfa giriyoruz!     Bu kadar pahalı, bu kadar kalabalık ve bu kadar yorucu olduğunu unutmuşum bu şehrin. Bana gelip de deniz var ama diye bik bik konuşmasın kimse! Denizi gören mi var? Sabah işe akşam eve gidip geliyoruz. Limanda filan çalışmıyorsan - ya da deniz kıyısında bir restoranda –kimsenin deniz filan gördüğü yok. Bir de dikkatimi çekti Melih Gökçek’in yıllar süren ağaçla-ormanla mücadelesinin sonunda bile Ankara daha yeşil. Valla bak. Ki orası daha karasal daha kuru bir yer ama daha yeşil. En azından Çayyolu ve ODTÜ civarı öyleydi.
Bir de güya ailelerimiz burada olduğu için geldik İstanbul’a da insanları göremiyorsun ki! Herkes çok yoğun! Kimi kırkından sonra yüksek lisans yapıyor (annem),kimi fotoğrafçılık kursuna gidiyor, kiminin o gün günü var?! Zar zor bir gün belirlediğinde de 3 saat yol gidiyor 2 saat görüşebiliyorsun! Şaka gibi! Trafik artık çıldırmış. Şehre göçün sürekli teşvik edilmesi, toplu konut ve rezidans projeleriyle her tarafın tıklım tıklım doldurulması ve bunlar yapılırken hiçbir altyapı çözümünün düşünülmemesi sonucunda İstanbul ve İstanbullu berbat duruma gelmiş. Herkeste bir sinirlilik, bir saldırı modunda olma, bir yerlere yetişme çabası ve sürekli gerginlik… Ve hala mevcut belediye başkanını savunanlar var. Pes! Tamam, İstanbul hep kalabalıktı, trafik hep vardı ama son on yılda nüfusun 4 milyon artmasının ve yıl ortalama 350 bin (11 yılda = 3.850.000) aracın trafiğe çıkmasının da baya bir etkisi olmuş belli ki!
Aman efendim toplu taşıma kullanın diyenler yoktu öldürmek istiyorum onları! Olm sen hiç hayatında metrobüse bindin mi? Binebildiysen afferim zaten. Çünkü binebilmek –özellikle ara duraklardan-bayağı zor bir aşama. Binip de hayatta kalabildiysen bir afferim daha. Ha binip de iffetini koruyabildiysen –zira en zoru bu- üç yıldızlı beş puan yavrucum.
Bunun yanı sıra Marmaray projesiyle birleştircez deyip belli rotalardaki tek ulaşım aracı olan banliyö trenlerini kaldırmalar mı istersin, İDO’ nun keyfine göre ay bugün havalar bulutlu, seferler iptal oldu çıkışları yapan bir kuruma dönüşmesini mi istersin bilemem. Ama bildiğim ve tecrübe ettiğim şu ki İstanbul’da adam gibi seyahat edilebilecek toplu taşıma sistemi kalmamış.
Yani burası zor bir şehir anacım. Bir de yalnız kadın olmak, evi ve hayvanları tek başına çekip çevirmek bir taraftan yeni girdiği iş yerinde kendini kanıtlamaya çalışmak zor. Bazen E’nin İstanbul’da iş bulmasını sırf her sabah kalkıp köpeği gezdirmek zorunda kalmamak ya da kedinin kumunu temizlememek için istediğim bile oluyor. Hatta çoğunlukla bunun için istiyorum! Evin derdi sorunu bitmiyor ki tesisatı, elektriğim bilmemne. Bir yerini yaptırıyorsun diğer yanı bozuluyor… Evde birinin daha olup birtakım işleri üstlenmesine öyle ihtiyacım var ki…
Bununla birlikte ilişkimiz altın aylarını yaşıyor. Ben burada yaşam mücadelesi verirken adam orada bir arkadaşının bekâr evinde kalıyor ve hayatının baharına geri dönmüş durumda! Basketbol maçlarına gitmeler, arkadaşlarla buluşup DOTA atmalar, kokoreç-midye-kebap üçlüsüyle beslenmeler… Bir mutlu bir mutlu… Bu nedenle de acayip sevimli ve uyumlu. Ne desem evet diyor, bebeğim diyor da başka bir şey demiyor. Meğer tek ihtiyacımız her şeyi benim üstlenmem, onun da tüm sorumluluklarından arınmış olmasıymış. Onun bu mutluluğu iyice sinirime dokunmaya başladı. O yüzden dua ediyorum bir an önce İstanbul’da iş bulsun ve gelsin J

13 Eylül 2013 Cuma

Long distance relationship sucks!

Yes it does. It sucks!

İki haftadır gelemediğim evimde köpeklerimden ve kedimden gördüğüm coşkulu karşılamayı eşinden göremeyen biri olarak hayat boyu karşı olduğum uzun mesafeli ilişki sorunsalının tam da içinde yer aldığımı fark ettim.Teşekkürler hayat ! Yine planlarımın içine ettin.Yine yeni maceralar ve zorluklar çıkardın..

İş yeri yeni başlayan bizlere taşınma vs. için 2 gün idari izin verdi ve dün soluğu Ankara'da aldım. Geldiğim ilk gece -otobüste üşüttüm herhalde- korkunç bir baş ağrısı ve mide bulantılarıyla geçti. Bugünse iyileşmek için tüm gün dinlendim ve kendime gelmeye çalıştım.Tam romantik bir gece geçireceğiz diye sevinirken E bey uyuyakaldı! Ona da bir şey diyemiyorum klasik Cuma akşamı yorgunluğu yaşıyor. Sonuç anksiyete ve  tatlı krizi eşiğinde bir kadın!!

Hayatım boyunca asker yolu gözleyen kadınları ve onları beklemeye mecbur eden adamları ezikledim, asla uzun mesafeli bir ilişki yaşamak istemediğimi ve asla kimseyi beklemeyeceğimi söyledim durdum.İşte! Hayat bir büyük konuşmamı daha bana yediriyor.

Bu arada E nin işiyle ilgili hiç bir gelişme yok ve beklemedeyiz.Allah 'ım bana yardım et! Neyse ki 2 daha evimdeyim ve bana mutluluk vermek için tasarlanmış harika hayvanlarım ve bahçemde kızarmış domateslerim var.

Needeceük? Ya sabır deyip buna da sabredeceük...Yapacak başka bir şey var mı? Gidip sufle yapıym bari
,evde dondurma da vardı...

11 Nisan 2013 Perşembe

Yine bir sınav yeni bir sınav yeni bir ben... mi acaba?

Evet baba tarafından kalma genetik üşengeçliğim yüzünden uzun süredir ihmal ettim yazmayı, biliyorum.. Zaten şu hayatta neyi istikrarlı bir şekilde sürdürebildim ki acaba? Hımm evliliği sanırsam o da benden cok gocamın kararlı ve düzgün bi insan olmasından kaynaklanıyor.. Bir de kendimi bildim bileli şikayet eden, eleştiren ve çemkiren bi insan olmuşumdur ama sanırım bu bi meziyet sayılmaz...Bir de her gece yatmadan önce mutlaka okurum , bir gazete sayfası, kitap, takvim yaprağı farketmez üç dört satır okur öyle uyurum ancak. Evet bireysel olarak sürdürdüğüm istikrarlı davranışlarım iki adet olduguna göre buraya da neden devamlı ve düzenli yazamadığım anlaşılıyor... Bir taraftan özel ders vererek geçinmeye ççalışmak, ev borcu ödiycem diye ekonomi yapmaya kasmak, bi taraftan hiç anlamadığı /temelinin olmadığı bi alanda -ekonomi- master yapmaya çalışmak, ev- bahçe kedi- köpek derken gerçekten hiç bişe yapmaya halim ve vaktim olmuyor. Her ne kadar çoğu zaman insanlar bıdı bıdı vaktim yok, çoğ yoğunum deyince dudak büzüp yarat o zamn, önemseseydin yapardın diyip tribe girsem de bazen olmayınca olmuyor okuyucu ..Öyle yani.. İnan depresyona girip paso uyuyasım ; şeker çikolataya abanasım var ama bu haklarımı okuldan mezun oldugum ilk yıl kullandığım ve aldığım o kiloları hala veremediğim için yapamıyorum. Bi de hedeflerim falan var artık: masterı bitiriciim, ankarada bi üniversitede işe giriciim, gre- toefl da top yapıp yurtdışında doktora yapıciiim etcetera etcetera... Peki okuyucu sorarım sana bnm hayatım ne zaman düzene gircek? Ne zaman rahata ericiim? Ne zaman maddi- manevi sıkıntı çekmiycek fekat hep şirinler gibi mutlumesut yerleşik bi hayata erişiciiim? Sanırsam hiç bir zaman .. Çünkü ben kurtluyum. Ne işin var akademiylen neyin, gir kpss ye gir devlete işine git gel çocuk doğur otur kocanla mutlu mutlu yaşa di mi? Olmaz ! Yetmez çünkü bana, neden mi manyağım da ondan! Yok yok annem öyle programladı da ondan.. Sen en iyisini yapmalısın/ olmalısın , şöyle okumalısın böyle çalışmalısın... Aha böyle tatminsiz başarı odaklı mutsuz bi kadın çıkıyor ortaya sonuçta! Teşekkürler!! ( gene mutsuzluğumun tüm suçunu ve sorumluluğunu anneme yüklediğime göre artık huzur içinde uyuyabilirim canlarım) neyse tüm gün econ çalışıp kafamda hiç bişe tutamadığım için biraz isyankarım bu gece, yarınki sınav geçsin bişiyciğim kalmaz inş. Hadi ben gittim mujks !

12 Eylül 2012 Çarşamba

Kebabkar Restoran



Uzun süredir yazmadığımı fark ettim. Ağustos ayı benim için çok sıkıntılı ve gereksiz bir aydı. Hem iş yeri çok sıkıntılıydı- patronum 2 ay önce verdiği yıllık iznimi iptal etmek istedi- hem hava çok sıcaktı hem de böyle üzerimizde bir ağırlık vardı. Hiç bir yerlere sığınamadım, daraldım bunaldım ama neyse ki bitti! Eylülse çok tatlı başladı, Hacettepe Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü'ne yüksek lisans kaydımı yaptırdım, kız kardeşim bir yıllık bir bekleyişin ardından İstanbul'da bir okula rehber öğretmen olarak atandı, erkek kardeşim bir Anadolu Lisesi'ne yerleşti, Erdem tatile gidip geldikten sonra biraz sakinleşti normalleşti, çok sevdiğim bir kuzenimin dünyalar tatlısı bir oğlu oldu, sonunda bir ev satın almaya karar verdik... Hep güzel haberlerle başladı yani :) İnşallah hep de böyle gider!

Gelelim Kebabkar Restoran’a… kız kardeşim atandığı haberini aldığında Ankara'da bizim yanımızdaydı, o sevinçle bizi yemeğe götürmek istediğini söyleyince hadi dedim bloglarda okuduğum Kebabkar 'ı bir deneyelim. Hep birlikte gittik. Mekân Çukurambar 'da Liva'ya gelmeden 20 metre önce sağda Erciyes Mandıranın yanında kalıyor. Yukarı salonları servise kapalıymış, içerisi de direk mutfak kısmına bakıyordu bu nedenle hava serin olmasına rağmen dışarıda oturduk.

Kebabkar tipik bir Antep restoranı, yöresel çorbalarıyla, kebabıyla ve katmeriyle dolu zengin bir menüsü var. Fiyatları Çukurambar seviyesinde, ne ucuz ne pahalı. Yediklerimize gelince: ortaya çiğ köfte, içli köfte, kuru patlıcan dolması, yuvalama çorbası ve fındık lahmacun istedik. Sizlere pek çok şey hakkında fikir verebilmek için üçümüzde farklı ana yemekler aldık.
Çiğ köfte-bir tabak 7 TL ve 9 tane falan geliyor- bol salçalı ve lezzetliydi. İçli köfteyi-adedi 3,5 TL- Erdem çok beğendi ama ben biraz yağlı ve tuzsuz buldum. Kuru patlıcan dolması- 5 adet 6 TL- iyi pişmişti güzeldi. Fındık lahmacun -2,5 TL- gerçekten fındık kadardı! Aslında tadı güzel ve oldukça inceydi ama avuç içi kadardı. Yuvalama çorbası-tam 10 yarım tabak 6 TL- ise tek kelimeyle harikaydı. Yarım porsiyonu bir çorba kâsesi dolusu geliyor ki gayet yeterli. Bol nohutlu, kuşbaşı etli ve minik köfteliydi, hem kıvamı hem lezzeti yerindeydi.
Ana yemek olarak ise Kuzu Kuşbaşılı Alinazik, Adana Kebap ve Karışık Izgara geldi. Dürüst olmak gerekirse etlerin hepsi çok iyi pişmişti. Hem yumuşacık hem de lezzetliydi. Adana Kebap Satır kıymasından yapılmıştı, bu konuda hassas olanlara biraz yağlı gelebilir ama ben çok beğendim. Ali Nazik’te kullanılan kuzu etleri çok lezzetliydi ancak salça sosu hiç yok gibiydi ve yoğurtta hafif ekşimsi bir tat vardı. Bunların dışında karışık ve Adana'nın yanında gelen bulgur pilavı sanırım dünden kalmıştı tadı bozuk gibiydi, kız kardeşim de ben de yiyemedik...

Yemeklerimizi yiyince üzerine restoranın spesiyali olan Katmer isteyelim dedik. Ama ustaları Gazi Antep'e gitmiş. O yüzden katmerleri yokmuş. Ben bu haber üzerine yıkıldım tabi çünkü katmerlerinin çok methini duymuştum ve mutlaka denemek istiyordum. Neyse bir daha ki sefere. Evet, bir daha giderim çünkü genel olarak keyifli ve lezzet dolu  bir yemekti.

Restorana naçizane tavsiyelerim sezon ortasında eli yüzü düzgün tek oturma yeri olan üst katı kapalı tutmaması, fiyatı düşürelim diye kaliteden ödün vermemesi, ürünlerinin tazeliğine özen göstermesidir. Bir de Katmer ustalarını bir daha bir yere göndermesinler!

Geçtiğimiz günlerde bir de Tavacı Recep yaptık onu da bir ara yazacağım dostlar. Ancak ben de o restoran senin bu restoran benim gezerken iyice kilo aldım! Diyete girmeye karar verdim ama kendimde başlayacak kararlılığı bulamıyorum bir türlü… Geçmişte öyle çok diyete girip ikinci gün bıraktım ki… Sanki kronik geveze değil kronik şişkoymuşum gibi hissediyorum bazen… Gene dağıttım konuyu. Kebabkar önerilebilir bir restoran, daha iyi olabilir ama şu anda da kötü değil.

Gidiyorum ben, sağlıkla kalın!





13 Ağustos 2012 Pazartesi

Komşu Restoran-Farabi

Geçtiğimiz cumartesi doğum günüm olması sebebiyle arkadaşlarımın ve okuduğum bir iki bloggerın tavsiyesi üzerine Komşu Restoran'da yer ayırttık. Yaklaşık 15 kişi güzelce rakımızı içer, mezemizi balığımızı yer, eğlenir oynarız diye düşündüm. O gece edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle mekânın dekorasyonu, bugün artık Ankara’daki neredeyse her balık restoranında gördüğümüz mavi beyaz sandalyeli, duvarları balık-deniz kabuğu vs. denizi anımsatan bilumum biblo ve resimlerle dolu bir çerçevede düzenlenmiş. Bizler benim daralmaya müsait bi bünye olmamdan kaynaklı açık havada oturmak istedik ve rezervasyonumuzu bahçede yaptırdık. Oysa ki sonradan fark ettik üzerime bir örtüp bir kapattıkları -hava biraz yağmurluydu, yağmur dinince de ses gitmesin diye örttüler-tente ile dışarısı içeriden çok daha basık, kalabalık ve sıcak oluyormuş! İçeride hem klimalar çalışıyordu hem de masalar en azından garsonların geçebileceği ve ortada da dans edilebilinecek bir boşluk bırakıldığından oldukça ferahtı.

Bu restoranların bahçede yerimiz var olayını abartıp düğün düzeni gibi dip dibe masalar koymalarına hasta oluyorum. Ya arkadaş zaten fix menü tutturmuşsunuz kişi başı 75 TL alıyorsunuz daha bu neyin hırsı, koy ferah ferah masaları insanlar konuştuklarını anlasınlar, sadece kendi gruplarıyla kaynaşsınlar ki sonra bi daha gelsinler. Nitekim biz gecenin sonra garsonların iteklemelerinin de etkisiyle yan masayla öyle yakındık ki en uçta oturan bnm kolum hareket ettikçe yanımdaki kadının koluna değiyordu!

Neyse efendim mezeler geldi: zeytinyağına basılmış kuru domatesli zeytin, yoğurtlu patlıcan, balıklı tuhaf bi meze, pilaki, sırf yeşillikten oluşan tatsız tuzsuz bir salata menünün giriş kısmını oluşturuyordu. Üzerine kırmızıbiberli yağ geçilmiş yoğurtlu patlıcan hariç hepsi vasat hatta kötüydü. Sonrasında ara sıcak dedikleri balık kokoreç ve birer minik börek geldi. Balık kokoreç belli ki kalmış balıkların etlerinin ayıklanması suretiyle normal kokoreç baharatlarıyla hazırlanmıştı. Arkadaşlarım yenebilir dedi ama ben tadına bile bakamadım.. Börek de o kadar minikti parmak kadar ve içinde sanırım sebzeler vardı hiç tadına bakasım gelmedi ama masadaki açlar yedi demek ki yenebilirdi. Ara sıcak meselesi fiyasko olunca misafirlere ayıp olmasın diye karides ve kalamar tava söyledim, uzun zamandır Ankara da yediğim EN KÖTÜ karides ve kalamar tava geldi. Kalamar öyle kuru ve lastik gibiydi ki bi tane aldım çiğneyemedim. Sosu da sırf süzme yoğurt dereotu ve mayonez içeriyordu :( Karidesler ise hayatımda gördüğüm en minik karideslerdi, çatala alamadım desem yeridir! Üstelik tere yağla değil ayçiçek yağıyla kızartılmıştı! Hayret ettim. Onlar da masada kaldı yenmedi...

Ana yemek olarak da balık restoranında sadece somon varmış! Getirdiler tatsız tuzsuzdu ama yanında soğan ve roka vardı tuz ve karabiber ekleyerek yiyebildim.
En son üzerine karpuz sundular onun da öncesinde soğan kesilmiş bir bıçakla kesildiğini anlamak için bir tadına bakmak yeterliydi... Canım sıkıldı...


Müziklere gelince, bana Türk ve Yunan müzikleri çalındığından bahsetmişlerdi. Bir tane Rumeli havası, yunan müziği bile çalınmadı. Biz zaten oynamaya çok meraklı bir ekiptik ne çalsalar oynadık ama müzik vasattı. Aslında canlı müzikti ve iyi çalıyorlardı ama şarkı seçimleri çok iyi değildi. Genellikle Fatih Ürek ve Demet Akalın’dan söylediler ama alaturka sazlarla.. Pek gitmemişti sanki... Zaten ekip 10 da çıktı biz de oynayabildiğimiz kadar oynadık maksat eğlenmekti sonuçta :)

Tabi mekân kötü olmasına rağmen benim arkadaşlarım süpperdi herkes acayip tatlıydı, mekanın dandikliğini de bunalmalarına rağmen hiç sorun etmediler canlarım bnm... Vee bir sürü hediyeler getirmişlerdi! Gecenin güzel anı oydu :) Koton, Mango, Dockers, Batik yaz indiriminin son nadide parçaları bende artık :) 

Öyle işte... Sizlere tavsiyem gerçekten önemsediğiniz bir gece için Komşu da organizasyon yapmayın,yaparsanız da beklentilerinizi düşük tutun ki üzülmeyin...

Oburcan en güzel balık Ankara da yenir diyor ama ben bir türlü bulamadım bu en güzel balığın yenebileceği mekânı... :(

Tavsiye ve önerilerinizi bekliyorum ; Ankara’da Nevizade ayarında güzel mezeli, balıklı rakılı eğlence için nereye gidilir??

ps:Tahmin edebileceğiniz gibi resimleri restoranın sitesinden aldım