istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2014 Pazar

Vapiano Suadiye

Herkese merhaba,
Bugün İstanbul’da hava muhteşemdi, E  de gelmişti ve buralarda bir şirkette kafasına göre bir iş bulduğundan keyfimiz yerindeydi, yeni yerler deneyelim, şehrin biraz tadını çıkaralım dedik. Kahvaltıyı Caddebostan’daki meşhur mekân Cafe Zanzibar’da yaptık, öğle yemeği için Vapiano Suadiye’ye geçtik.
Cafe Zanzibar’da çok aç olduğum ve aklıma gelmediği için resim çekmedim o yüzden mekânla ilgili pek bir şey söyleyemeyeceğim. Kısaca bahsetmek gerekirse; basit bir kahvaltı tabağı var içinde baya fazla miktarda peynir(5 çeşit) ,zeytin, reçel, tereyağı, bal-kaymak, domates-salatalık, haşlanmış yumurta, tahin pekmez ve çay bulunuyor ve 35 TL. Yalnız rezervasyonsuz almıyorlarmış ve baya doluydu. Garsonlar da baya kabaydı, terslemeler, seslenmelere cevap vermemeler filan. Bir de mekânın kendi otoparkı var ama paralı! Kahvaltı tabağı 35,omletler-tostlar ortalama 15 civarı, bir de pancake bulunuyor o da 15 TL. Çok fazla çeşit yok yani. Bir de dikkatimi çekti çay 6, portakal suyu 9 TL idi. Manzara muhteşem, yemekler orta, servis kötü diyebilirim. Beklentileriniz çok değilse ve eliniz maddi anlamda rahatsa gidin keyif alırsınız.
Gelelim Vapiano’ya. Vapiano İtalyanca yavaş git-yavaş yaşa gibi bir anlama geliyor. Burayı zaten sürekli takip ettiğim muhteşem lezzet bloggerı Oburcan’ın sitesinden duymuştum ve çok merak ediyordum. Anadolu yakasına geçme söz konusu olunca hemen orayı denemek istedim. Malumunuz İstanbul’a geleli 6 ay oldu daha bir restoran postu yazmadım. Çünkü yeni bir restoran denemedim.
Neyse efem Vapiano 2007 ‘de Suadiye’de açılmış bir tür self servis pizza zinciri. Girince size manyetik bir kart veriliyor, o kartla restoranda yer alan pizza, salata veya pasta –makarna- kısımlarından birine gidiyorsunuz menüden istediğiniz yemeği söylüyorsunuz, eklenmesini istediğiniz malzeme varsa ekletiyorsunuz ve size bir buzzer veriyorlar, alıp masanıza geçiyorsunuz. Sonrasında yemeğiniz fırından çıkınca buzzerınız titreşip sesler çıkarıyor ve gidip pizzanızı-ya da ne istediyseniz artık- alıyorsunuz. Çıkışta da kartınızı kasaya götürüp ödeyip çıkıyorsunuz. Yalnız kartı kaybetmenin cezası 100 TL ona göre herkes kartına sahip çıksın. Sistem basit gibi görünüyor ama bence self servis olması biraz yorucu. Sürekli kalk, bir pizza iste, oradan içecek istemeye geç, ona ayrı tepsi, çatal-bıçak al, aman efendim bardağı unutmuşum geri dön, tam yerine gel buzzer çalsın, geri git pizzanı al, geri gel yemek bitti peçete yok kalk git peçete al, ay susadım kalk git su al karta yüklet, kahve almaya tatlı almaya kalk, tam yemek bitti bu sefer de kasaya git öde filan.  Baya yorucu. Bir de çocuk filan varsa-çocukla mı ilgilencen servis mi yapcan –e bunu evde her gün yapıyorsun bi de gelip burda yapmak için niye bu kadar para ödeyesin, efendi gibi pişirsinler önüne getirsinler di mi yani . Hayır bir sürü de garson vardı, onlar ne yapıyor anlamadım ben.
Gelelim yemeklere:
Kalabalık bir grup olarak gittik, herkese bilfiil baskı yaparak değişik siparişler istettim ki çok şey deneyebileyim, sizlerle paylaşabileyim J Ben içinde taze mozzarella peyniri ve domates dilimleri olan Pizza Capresse istedim, üzerine de parmesan ve roka ilavesi aldım, yanında da adını hatırlamıyorum ama ortalamanın biraz üstü bir pembe şarap aldım.
Pizza güzeldi, incecikti lezzetliydi, afiyetle götürdüm ama iz bırakmadı. Çünkü bana göre biraz tuzsuzdu ve yavandı. Masada zeytinyağI ve balzamik sirke bulunmasına rağmen acı sos yoktu, ben de istemedim. Mesela Mezzaluna’nın enfes acılı zeytinyağı olsaydı muhteşem gidebilirdi. Bir de masaların ortasında mermer bölümlerde yağ, sirke ve fesleğen veya biberiye saksıları var bu bitkileri pizzanıza istediğinizde masadan alın koyun diyorlar :D iyi de yavrum yıkanmamış o diyemedim ben de ama saksıdan koparıp koyamadım da pizzama.18.50 TL
Neyse efendim, Oburcan’da içinde labne sos, taze soğan, dana bacon ve kırmızı soğan bulunan Flammkuchen’in baya lezzetli olduğunu okumuştum, eşime bu pizzayı tavsiye ettim. Severek yedi etobur adam bir lokma bile bırakmadı. Et ve soğan seviyorsanız tavsiye ederim, pizza hamuru incecik ve genel olarak lezzetliydi.21 TL
Misafirlerimizden biri sebzeli Pizza Verdure’ yi tercih etti. İçinde kabak, patlıcan, mantar ve biber vardı. O çok hafif ve lezzetli buldu. Ben de tadına baktım ve çok hoşuma gitti. Eğer siz de benim gibi Pizza da et ürünü sevmeyenlerdenseniz bu pizzayı tavsiye edebilirim.16 TL
Gelelim günün bombasına:
Pasta A La Scampi E Spinachi ( 25 TL) namı diğer karides ve ıspanaklı makarna. Gerçekten çok yoğun, lezzetli ve mikemmel bir tat. İlginç bir şekilde içinde hem pesto sos hem krema vardı, ağır olurmuş gibi geliyor ama hiç de değildi! Bir de bazen karidesin böyle ağır bir kokusu olur, çiğnerken ağzında genleşir filan hiç öyle de değildi! Gayet başarılıydı, hemen evde denemeye karar verdim. 
Ekibimizde bir de şeker hastası bulunuyordu, büyük bir hevesle pizza yemeğe gelmişti ama kepekli pizzaları yokmuş, o da beyaz un yiyemediğinden kepekli ürün seçeneklerini sordu, kepekli kremalı –mantarlı makarnaları vardı, onu tercih etmek zorunda kaldı. Gerçi bir sürü salata seçeneği vardı ama o kadar pizzanın makarnanın arasında kim seçer salatayı (16.tl)
Son olarak birer esspresso ve tiramisu aldık. Tiramisu çok hafif ve tazeydi. Labne peyniriyle yapılmadığı belliydi. Benim peynir yemeyen ve peynir kokusu aldığı için tiramisu da yemeyen uyuz kocam bile bayıla bayıla yedi JBen tiramisunun resmini çekemeden 2 dakikada götürdükleri için resim çekemedim, izniyle Oburcandan aldığım fotoğrafı paylaşıyorum.(13 TL)
Bu arada Vapiano’ nun çok sevdiğim bir diğer yanı da alkol satmaları ve içecek çeşitlerinin fazla olmasıydı. Pizzanın yanında şarap ya da bira severlerdenseniz sizin de hoşunuza gidecek pek çok çeşitleri bulunuyor ve fiyatları makul.
Özetle, Pizza Vapiano güzel bir mekân, yeri merkezi, yemekler genel olarak lezzetli, -tuvalet çok gösterişli ama biraz pisti gerçi- çok seçici değilseniz ve servis konusunda size yardımcı olabilecek biriyle gidiyorsanız tavsiye ediyorum. Fiyat bölü performans kötü değil, ama muhteşem de değil.
Tekrar gider miyim?
O muhteşem makarnadan ve tiramisudan yemek için giderim.
Hadi kib bye 

http://www.oburcan.com/vapiano-istanbul/

28 Aralık 2013 Cumartesi

Long distance relationship still sucks!

Herkese merhaba,
Uzun süren ev arayışları, araya giren kurban bayramı, taşınma telaşı ve dağ gibi masraf ve borç silsilesinden geçerek İstanbul’a taşındım. Evet taşındım. Beyim gelemedi. Kendileri halen Ankara’da ve iş arama süreci devam ediyor. Bense İstanbul’da kedim ve köpeğimle yaşam mücadelesi veriyorum. Hayatımın büyük bölümünde İstanbul’da yaşadım, üniversite için gittiğim Ankara’da evlendim ve 3 yıl kadar daha orada yaşadım. Oradaki her gün doğduğum ve hayallerimde muhteşem olan bu şehre geri dönmeye çalıştım. Ancak burada 3 ay yaşayınca gördüm ki Ankara ne güzelmiş ya!!
Şimdi aldığımızın yarısı kadar parayla Ankara’da kraldık, burada ise ancak alt orta sınıfa giriyoruz!     Bu kadar pahalı, bu kadar kalabalık ve bu kadar yorucu olduğunu unutmuşum bu şehrin. Bana gelip de deniz var ama diye bik bik konuşmasın kimse! Denizi gören mi var? Sabah işe akşam eve gidip geliyoruz. Limanda filan çalışmıyorsan - ya da deniz kıyısında bir restoranda –kimsenin deniz filan gördüğü yok. Bir de dikkatimi çekti Melih Gökçek’in yıllar süren ağaçla-ormanla mücadelesinin sonunda bile Ankara daha yeşil. Valla bak. Ki orası daha karasal daha kuru bir yer ama daha yeşil. En azından Çayyolu ve ODTÜ civarı öyleydi.
Bir de güya ailelerimiz burada olduğu için geldik İstanbul’a da insanları göremiyorsun ki! Herkes çok yoğun! Kimi kırkından sonra yüksek lisans yapıyor (annem),kimi fotoğrafçılık kursuna gidiyor, kiminin o gün günü var?! Zar zor bir gün belirlediğinde de 3 saat yol gidiyor 2 saat görüşebiliyorsun! Şaka gibi! Trafik artık çıldırmış. Şehre göçün sürekli teşvik edilmesi, toplu konut ve rezidans projeleriyle her tarafın tıklım tıklım doldurulması ve bunlar yapılırken hiçbir altyapı çözümünün düşünülmemesi sonucunda İstanbul ve İstanbullu berbat duruma gelmiş. Herkeste bir sinirlilik, bir saldırı modunda olma, bir yerlere yetişme çabası ve sürekli gerginlik… Ve hala mevcut belediye başkanını savunanlar var. Pes! Tamam, İstanbul hep kalabalıktı, trafik hep vardı ama son on yılda nüfusun 4 milyon artmasının ve yıl ortalama 350 bin (11 yılda = 3.850.000) aracın trafiğe çıkmasının da baya bir etkisi olmuş belli ki!
Aman efendim toplu taşıma kullanın diyenler yoktu öldürmek istiyorum onları! Olm sen hiç hayatında metrobüse bindin mi? Binebildiysen afferim zaten. Çünkü binebilmek –özellikle ara duraklardan-bayağı zor bir aşama. Binip de hayatta kalabildiysen bir afferim daha. Ha binip de iffetini koruyabildiysen –zira en zoru bu- üç yıldızlı beş puan yavrucum.
Bunun yanı sıra Marmaray projesiyle birleştircez deyip belli rotalardaki tek ulaşım aracı olan banliyö trenlerini kaldırmalar mı istersin, İDO’ nun keyfine göre ay bugün havalar bulutlu, seferler iptal oldu çıkışları yapan bir kuruma dönüşmesini mi istersin bilemem. Ama bildiğim ve tecrübe ettiğim şu ki İstanbul’da adam gibi seyahat edilebilecek toplu taşıma sistemi kalmamış.
Yani burası zor bir şehir anacım. Bir de yalnız kadın olmak, evi ve hayvanları tek başına çekip çevirmek bir taraftan yeni girdiği iş yerinde kendini kanıtlamaya çalışmak zor. Bazen E’nin İstanbul’da iş bulmasını sırf her sabah kalkıp köpeği gezdirmek zorunda kalmamak ya da kedinin kumunu temizlememek için istediğim bile oluyor. Hatta çoğunlukla bunun için istiyorum! Evin derdi sorunu bitmiyor ki tesisatı, elektriğim bilmemne. Bir yerini yaptırıyorsun diğer yanı bozuluyor… Evde birinin daha olup birtakım işleri üstlenmesine öyle ihtiyacım var ki…
Bununla birlikte ilişkimiz altın aylarını yaşıyor. Ben burada yaşam mücadelesi verirken adam orada bir arkadaşının bekâr evinde kalıyor ve hayatının baharına geri dönmüş durumda! Basketbol maçlarına gitmeler, arkadaşlarla buluşup DOTA atmalar, kokoreç-midye-kebap üçlüsüyle beslenmeler… Bir mutlu bir mutlu… Bu nedenle de acayip sevimli ve uyumlu. Ne desem evet diyor, bebeğim diyor da başka bir şey demiyor. Meğer tek ihtiyacımız her şeyi benim üstlenmem, onun da tüm sorumluluklarından arınmış olmasıymış. Onun bu mutluluğu iyice sinirime dokunmaya başladı. O yüzden dua ediyorum bir an önce İstanbul’da iş bulsun ve gelsin J

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Kronik Bir Gevezenin Kendini Bilmez Notları...


Bloğumda canımın istediği her konuda yazmak-daha doğrusu çemkirmek - suretiyle içimi döküp rahatlarım hem de işyerinde tıkır tıkır klavye başında çalışıyor görünürüm die düşünüyorum.
Dolayısıyla eleştirmeye patronumdan başlayabilirim.

Tanıdığım ve çok saygı duyduğum biri aslında. Tanıdığım derken baya aile dostumuz. Ve bana çok destek olmuştur iş aradığım dönemde. Adamcağız sonunda bana referans olmaktan bezip gel benim yanımda çalış dedi! Sağ olsun... İlk başladığımda çok mutluydum çünkü gerçekten çok güvenilir ve dürüst biri ve priviliged ricalarımı da hiç kırmadan kabul etti. Ancak, şirkette genel olarak katı ve  kapitalist bir patron imajı çiziyor...Sigorta asgari ücretten yatıyor, maaşlar acayip düşük, fazla mesai normal saat ücretinden yatıyor, resmi tatillerde çalışılıyor ama normal mesai olarak hesaplanıyor, öğle tatili yok, iş olursa cumartesi de çalışılıyor vesaire vesaire.. turns out bunlar çoğu özel şirkette yaşanan durumlarmış!

Ben o kadar saf salakmışım ki ODTÜ mezunu  herkes acayip adil koşullarda böyle bir elinde martini havuz başında püfür püfür gel keyfim gel çalışıyor zannediyordum :( ve tabi çook para kazanacağımı zannediyordum, işin aslı evli ve kocası insani koşullarda kazanan biri olarak para benim için ilk şart değil. Ha patron muhteşem bir maaş önerirse karşı çıkar mıyım tabi ki hayır da, adalet duygusu ve sömürüldüğümü hissetmeden çalışmak benim için daha önemliymiş onu fark ettim. Sandığım kadar kapitalist materyalist bi insan değilmişim...Buna da birazcık sevindim tabi..

Neyse şu an bir ikilem içindeyim, dürüst ve açık sözlü bir insan  olarak son derece iyi niyetle hocam bakın şirkette en azından bir iki koşulu iyileştirelim ki her ay şirketten ayrılan eleman sayısını azaltalım, şirketimizin verimi artsın herkes şirinler gibi el ele şarkılar söyleyerek çalışsın falan demek istiyorum. Ama  geçmişteki iyi niyetli ve dobra girişimlerimin hep bir şekilde elimde patlamasından kaynaklı bir tereddüt içindeyim.. Bilemedim.

Bir taraftan diyorum ki bu insan bana o kadar yardımcı oldu, iyi niyetli de biri aslında, dolayısıyla ben ona vefa borcumu ödeyip bunları açıklamalıyım ve çözüme yönlendirmeliyim. Ama bir taraftan adam en nihayetinde benim patronum artık! Lan bücür sen bir aydır buradasın 10 yıllık düzeni değiştirmeye bana akıl öğretmeye mi kalkıyorsun derse ne derim :S Elveda deyip dramatik bir çıkış yaparım herhâlde şirketten.. Elimde de nasıl olsa artık işe girdim deyip ağzına kadar doldurduğum kredi kartlarım ve işsiz kaldığıma sevinmek ve dedikodumu yapmak için fırsat kollayan onca kadına karşı harekete geçirmek için hayalini kurduğum cinayet planlarım kalır..

İçinden çıkamadım.. Yok ya ben konuşcam. But not NOW. Bir ara. Önce bir planlıyım da.. Sakin bir anında konuşurum diyorum...Sonuçlardan sizi haberdar ederim..

Neyse, ne diyordum? Bir süre buralarda yazıyor ve çeşitli deneyimlerimi paylaşıyor  olacağım ... Herkese Merhaba :) 

Sevgiler