iş hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2014 Cuma

Umutsuz Bir Plaza Kadınının Notları...



Bazen öyle daralıyorum öyle bunalıyorum ki ruhum vücuduma sığmıyor, akciğerlerim göğüs kafesimden çıkmak istiyor sanki. Çok yemek yersiniz de yutkundukça şişkinlik hissedersiniz ya öyle bir his. Çok düşünüyorum da bunları hazmedemiyorum sanki. Bazen beynim kafama sığmıyor, bazen gönlüm göğsüme… Düşündüklerimi düşünmemek okuduklarımı okumamak elde olsun istiyorum.

Ofiste oturduğum yerde daralıp bunaldıkça ellerim işlemek istiyor. Evimde olmak istiyorum. En azından mutfağımda olayım, ellerim işlerim işlesin kafamın yükü azalsın istiyorum. Hava soğuksa elmalı, tarçınlı kekler sıcaksa limonlu, çilekli tatlılar yapayım istiyorum. Daralıyorum… ancak ofiste mesai saati bitişine kadar kalmak zorundayım. Daraldığım konular ile ilgili beklemek sabretmek zorundayım. Kendime mukayyet olmak zorundayım.

Yükümü hafifleten şeyler yapmak istiyorum. Doğa yürüyüşü yapayım-artık İstanbul da tıkış tıkış Belgrad ormanı dışında bir doğa da kalmadı ya – tarçınlı kekler pişireyim, kedimle köpeğimle olayım, samimi dost sohbetlerinde eğleneyim istiyorum.

Hala ofisteyim oysa. Çıkamam ki buradan. Kurumsal hayat bunu gerektiriyor işin olsa da olmasa da iş disiplini gereği o masa da oturacaksın. Tuvalete kalkabilirsin ama çok kalma. Bir de çok uzun olmamak kaydıyla! sigara içiyorsan dışarı “havalandırmaya” çıkabilirsin. Ofise girdiğim de “good morning inmates!” dediğimde kimse şaşırmıyor, biliyorlar çünkü burada modern mahpuslar olduğumuzu.

Okula başla, Anadolu lisesi sınavına çalış, iyi bir liseye gir, orada da çalış, iyi bir üniversiteye gir, yüksek notlarla mezun ol, İstanbul’a göç. Bir plazada işe gir, mesailer, ego savaşları ve baskı altında hayatta ve işte kalmaya özen göster ki bir sonraki zorunluluğun olan evlenmeye maddi imkânın olsun, kâğıt üzerinde sana denk bir eş bul, evlen, düğün borçları bitince ev al, onu öderken çocuk yap. Maaşının yarısıyla çocuğa bakıcı tut, sütlerin aka aka işe git, akşam sekizde eve gel, evle çocukla kocayla uğraş, çocuk okul çağına gelince maaşının yarısı tutan tam gün bir okulun taksitini öde. Çocuğu okut okut, yaşlan yaşlan, mutsuz ol, emeklikte rahatlarım diye kendini avut ve emekli olduktan sonra hiçbir şeyin daha iyi/daha rahat daha mutlu olmadığını gör, hiçbir zaman rahat edeme, mutlu olma. 

Yüksek vergiler öde asla karşılığını alma. Her şeyin en pahalısını al ama hiçbir zaman en iyisini alama... Özgürlüklerin kısıtlansın, hep korkuyla hep baskıyla yaşa. Senin seçtiklerinin seni soyduğunu, herkesin bunu bildiğini ve yine de desteklediklerini izle. Maddi sıkıntı bile yaratsa tüm yükümlülüklerini yerine getir, soyulmaya devam et. Hep para sıkıntısı, hep ay sonu paniği, hep kredi derdi yaşa… Hep kaygılan hep kaygılan…
 Adına Türkiye ‘de yaşamak dedikleri bu süreç insan hayatının karın tokluğuna sömürülmesinden başka hiçbir şey değil. Sadece ülkemizde mi böyle bilemiyorum. Devlet büyüklerimiz ve toplumsal eksiklikler bir yana İstanbul da yaşamak her anlamda ülkedeki diğer tüm şehirlerde yaşamaktan daha zor. Ama 3 sene Ankara’da çalıştım, orada ki işlerim de zordu, işyerimde farklı formlarda da olsa burada olan her sıkıntı vardı ama şehir bu kadar zor/yorucu/pahalı değildi ama yine de mutlu/güvende/huzurlu hissetmiyordum.

Ben çareyi gitmekte buldum. Henüz gitmedim. Ama içimde o kadar gittim ki şimdiden pek çok ortamda yokluğumu düşünüp acayip mutlu oluyorum. O kadar gidicem ki… O kadar gidicem ki yokluğum bazılarına ödül bazılarına en büyük ceza olacak, ama kurtulucam bu demirsiz hapishaneden. Bazılarının sesini duymak istemediğim için açmadığım televizyonumu birilerine, dünyanın parasını verip aldığım GDO’lu besinlerimi sakladığım buzdolabımı başka birine, sular sapsarı ve kireçli aktığı için iyi yıkamayan bulaşık makinemi bir başkasına vericem. Küçük büyük demeden buradaki tüm varlıklarımı dağıtıp tüm yüklerimden kurtulup gidicem yeni memleketime. 

Kanatları kesilmiş bir kuş gibi hissediyorum. O kadar gidicem ki kesik kanatlarımı yeniden çıkarıcam. Önce acıycak biraz ama sonra yine uçmaya başlayınca unutucam acısını… Yeniden öğrenicem gülümsemeyi ve umut etmeyi. Stres atmak için değil kokusunu sevdiğim için pişiricem elmalı tarçınlı keklerimi. Mutlu olduğum şeyi mutlu olduğum için yapıcam. Öyle  gidicem işte.

Gidince görüşürüz.

13 Eylül 2013 Cuma

Long distance relationship sucks!

Yes it does. It sucks!

İki haftadır gelemediğim evimde köpeklerimden ve kedimden gördüğüm coşkulu karşılamayı eşinden göremeyen biri olarak hayat boyu karşı olduğum uzun mesafeli ilişki sorunsalının tam da içinde yer aldığımı fark ettim.Teşekkürler hayat ! Yine planlarımın içine ettin.Yine yeni maceralar ve zorluklar çıkardın..

İş yeri yeni başlayan bizlere taşınma vs. için 2 gün idari izin verdi ve dün soluğu Ankara'da aldım. Geldiğim ilk gece -otobüste üşüttüm herhalde- korkunç bir baş ağrısı ve mide bulantılarıyla geçti. Bugünse iyileşmek için tüm gün dinlendim ve kendime gelmeye çalıştım.Tam romantik bir gece geçireceğiz diye sevinirken E bey uyuyakaldı! Ona da bir şey diyemiyorum klasik Cuma akşamı yorgunluğu yaşıyor. Sonuç anksiyete ve  tatlı krizi eşiğinde bir kadın!!

Hayatım boyunca asker yolu gözleyen kadınları ve onları beklemeye mecbur eden adamları ezikledim, asla uzun mesafeli bir ilişki yaşamak istemediğimi ve asla kimseyi beklemeyeceğimi söyledim durdum.İşte! Hayat bir büyük konuşmamı daha bana yediriyor.

Bu arada E nin işiyle ilgili hiç bir gelişme yok ve beklemedeyiz.Allah 'ım bana yardım et! Neyse ki 2 daha evimdeyim ve bana mutluluk vermek için tasarlanmış harika hayvanlarım ve bahçemde kızarmış domateslerim var.

Needeceük? Ya sabır deyip buna da sabredeceük...Yapacak başka bir şey var mı? Gidip sufle yapıym bari
,evde dondurma da vardı...