16 Eylül 2014 Salı

Küçük Ailemiz - Cookie



 


Geçtiğimiz yıl 2012 yılında Ankara Çayyolu’nda bahçeli bir ev satın almıştık, ben yarı zamanlı çalışıyor ve yüksek lisans yapıyordum. Doğayı ve bahçe işini çok sevdiğimizden bu evin mutluluk getireceğine inanmıştık. Zamanla deli ben evde bir eksiklik fark ettim: bizim köpeğimiz yoktu! Oysa tam da köpek beslenebilecek bir ortamımız vardı. Sitede bazı komşularımızın vardı ve onlarla iletişimleri, köpüşlerin yaramazlıkları sürekli neşeli oluşları bana acayip tatlı geliyordu.  Eşime anlattım, o da her zaman olduğu gibi ilk etapta olumsuz yanıt verdi. Benim eşim evlerden ırak Kafkas göçmeni ve Koç burcu. Bu nedenle bizim evde her yeni şeye önce karşı çıkılır, sonra ikna edilir. İkna olmazsa ben o şeyi yine de yaparım eşim de mecburen ikna olmuş olur. Buradan evlenmemiş kızlarımıza sesleniyorum, koç burcunun aslan burcu kadınıyla evliliği sürekli dominant karakterlerin çatışmasıyla geçiyor; akrep, aslan, koç gibi dominant bir burca sahipseniz balık, yengeç, başak gibi azcık ılımlı adamlar bulun, boşuna yorulmayın. Neyse gene dağıldım. E’ ye sordum köpek alalım mı? O da dedi hayır! Tabi bu durum beni sürekli sosyal medyada sahip arayan evsiz köpüşlere bakmaktan bir nebze bile alıkoymadı.


Bir gün Facebook sahiplendiren sayfalarından birinde Cookie ’nin ilanını gördüm.1-2 yaşlarında barınaktan salınmış, parkta bulunan kulağı küpeli üzgün bir golden. Bahçeli’de parkta köpeklerini gezdirirken bulan bayan, çevredekilerin eziyet ettiğini görünce dayanamayıp evine almış sahip arıyordu. Öyle üzgün öyle harap görünüyordu ki aklım gitti, hemen aradım akşama gelir alırım dedim. Eşime söyledim, alma maddi durum sıkışık ona maddi güç gerekir, köpek dediğin çok ilgi ister, bir yere bırakamayız, zaten bir de kedimiz var tatil planı bile yapamayız dedi. Söylediklerinin hepsi doğruydu, peki ben dinledim mi? Hayır! Gittim aldım, baktım ufacık bir kız, uysal mı uysal sevimli mi sevimli dedim ben bunu yerim.  Eve getirdim kızılca kıyamet koptu. Eşim beni onu dinlememekle, sorumsuzlukla ve olgun davranmamakla suçladı. Hayatımızın çok zorlaşacağı belliydi ama ben kararlıydım. Bu çocuk sokağa dönmeyecekti. Allahtan bir iki hafta geçince evde herkes birbirine alıştı.

Cookie sevimliliğiyle, tatlılığıyla kendini bizlere sevdirdi, bizim bir evladımız oldu. Yaklaşık iki yıldır bizimle, iki yıldır anti depresan kullanmıyorum.  Tanıdığım en obur çocuk. Şu hayatta en çok sevdiği şey yemek, işin kötüsü köpekler yedikten 4 saniye sonra yediklerini unutuyor. Yemeği biter bitmez gözü başka mamalara düşüyor!  Bize ilk geldiğinde kötü yaşam koşullarından ötürü cildinde uyuzu vardı, insanlara güveni çok kırılmıştı, her şeyden korkuyordu ve çişini eve yapmaması gerektiğini bilmiyordu. Altı ay eve çiş yaptı. Sürekli halı yıkatıyorduk. Halıları kaldırdık ama kış mevsimiydi ve zor oluyordu. Tam Ankara ‘da öğrendi, İstanbul’a apartman dairesine taşındık. Evimde üzerine çiş yapılmamış hiç halı yok, hatta sürekli halılarımızı yıkamaktan usanan halı yıkamacı bana artık yenge diyor! Artık halı sermekten vazgeçtik. Cookie eve ve yeni rutine alıştıkça durum giderek daha iyileşti ve yaklaşık üç aydır sorun yaşamıyoruz.

Bir köpek sahiplenmek maddi- manevi ciddi bir yük. Köpekler hem masraflı hem de ilgiye -sevgiye her daim aç hayvanlar. Mamanın en iyisini vermeniz gerekiyor. Tüm aşılarını yaptırmanız gerekiyor. Her gün sabah ve akşam gezdirmeniz gerekiyor. Asla iş çıkışı direkt bir yerlere gidemiyorsunuz. Eve gidip, onu doyurup, gezdirip öyle çıkabiliyorsunuz. Sonra İstanbul da köpeğin çiş yapabileceği ufacık bir toprak parçası bulmak bile zor. Dahası Türkiye’ de sürekli saldırgan komşulara, akrabalara rastlıyorsunuz. Evinizde melek olmayacağını filan söylüyorlar ve evinize gelmek istemiyorlar. Yolda yürürken bile saldırıya uğrayabiliyorsunuz. Gitmek istediğiniz çoğu yer evcil hayvan kabul etmediği için yürüyüş sonra bir soluklanayım diye oturmak istediğiniz çoğu yere alınmıyorsunuz.

Köpek bakarken karşılaşılan en büyük zorluklar  tatil döneminde yaşanıyor. Tatilde köpeğinizle birlikte gitmek yurt içinde uçakla zor olduğundan arabayla gitmeniz gerekiyor ki bu çoğu durumda daha masraflı ve yorucu oluyor. Üstelik köpek kabul eden otel bulmak da gerçekten zor. Köpek kabul ettiğini söyleyen ancak gidince sürekli zorluk çıkaran pek dürüst olmayan oteller tatilinizi berbat edebiliyor (kişisel tecrübem). Köpeği bırakmak daha kolay olsa da bu sefer de nereye bırakılacağı kaygısı başlıyor. Aslında veterinerler günlük 40-50 TL arası köpek misafir ediyor. Bunun yanı sıra - biraz daha pahalıca olsa da- çok fazla köpek oteli bulunuyor.  Ancak bu zaten aylık 200 TL ye mal olan köpek bakımına ilave masraf demek. Bu tutarı sağlamak özellikle sık sık tatile çıkıyorsanız sizi zorlayabiliyor. O zaman devreye ailenizi- arkadaşınız filan sokmanız gerekiyor ki köpeklerde eve çiş yapabilme gibi sorunlar olduğu için gönüllü bakıcı bulmak baya zor oluyor. Yani yazın köpek sahibi olmak bu anlamda yorucu olabiliyor.

Ancak tüm bu güçlükler Cookie’nin bize kattığı mutlulukla karşılaştırıldığında pek küçük, pek önemsiz kalıyor. Biliyorum eski sahibi onu bu gibi nedenlerle sokağa attı. Köpek sahibi olmak gerçek bir sorumluluk ve etrafınızdaki hiçbir şey onu daha kolay hale getirmiyor aksine zorlaştırıyor. Ama bizim için o mutluluk kaynağımız. İki çocuğumuzdan büyük ve çişli olanı :). Çocuk sahibi olduğumuzda da bizimle olacak. Çocuğumuz da onu çok sevecek, dünyada yalnız olmadığımızı, hayvanlara ve doğaya sevgiyi görerek büyüyecek. Ömrü ne kadar yeterse o kadar bizimle olacak. Her akşam eve girmeden bir dakika önce kapının önünde hazır bekleyen; içeri girince sevinçle zıplayıp elimi yalayan; sarılalım deyince hala küçük bir yavruymuşcasına kucağıma yatmaya çalışan tüylü bebeğim benim. Bir köpek sizi sizin onu sevdiğinizden çok daha fazla ve büyük bir tutkuyla sever. Onun annesi, babası, patronu, tek aşkı, bebeği biziz. O yüzden bir köpeğin sevgisini ve ilgi ihtiyacını anlamak çok önemli. Eğer onu anlar ve hayatınızı onunla yaşamınızı kolaylaştıracak şekilde düzenlerseniz dünyanın en sadık ve tatmin edici dostluğunu sevgi bağını elde etmiş olursunuz. Şimdi böyle yazıyorum ya onadan uzakta, bi özledim ki anlatamam. Güzel suratı, ifadesi, kokusu burnumda tüttü birden . Eve gidince ıslak burnunu öpücem!


Sevgiyle kalın, bu ister insan sevgisi olsun, ister çiçek sevgisi ister hayvan sevgisi. Siz yeter ki kalbinizi sevgiye açın <3

7 Temmuz 2014 Pazartesi

J'adore Chocolatier & Cafe - Taksim



Bahar başında bir akşam tatlı ve kahve için Taksimde küçücük bir çikolatacı olan Jadore ‘a uğradık. Burası hakkında hep çok küçük bir mekân derlerdi, ben de yedi sekiz masalık bir kafe diye düşünürdüm. Meğer gerçekten küçükmüş. O kadar hem boydan hem enden küçük ki bir hobbit kafe'si olmalı. Yanımda boyu bir doksan olan arkadaşım içeri girince kafasını eğmek zorunda kaldı. Şöyle söyleyim fiskos masası büyüklüğünde beş adet masa zor sığıyor. Hobbit filmini izlediyseniz onu gözünüzde canlandırın işte aynı cozy’lik, aynı sevimlilik ve aynı küçüklük! 
Gitmek isterseniz House Cafe’nin karşısındaki sokağa girin sokağın en sonunda sağdaki minik dükkân. Alt katı çikolatacı üst katı da her nevi yenebilir çikolatalı ürünün servis edildiği bir cafe-cik. Hafta sonları ve akşamları yer bulmak biraz zor olabiliyor. Özelikle öğrenciler bu mekâna bayılıyor, çünkü çok ucuz ve her şey lezzetli. 
Yiyeceklere gelince kafenin belli başlı iki spesiyali var zaten biri çikolata fondü diğeri Oh La La Beatrice denilen tatlı. Biz dört kişiye ortaya birer fondü ve Beatrice istedik, yetti de arttı bile. Eşim bir de sıcak çikolata istedi.

Oh La La Beatrice (10 TL) aslında dilimlenmiş çikolatalı kekin üzerine eritilmiş kuvertür çikolata dökülüp, üzerine çilek ve muz dilimlendikten sonra kremayla servis edilen herkesin söyleyip durduğu evde de yapılabilecek bir tatlı. Peki, yapıyor muyuz? Hayır. Çünkü zaten 10 lira, evde kek pişirip, üzerine çikolata eritip krema çırpıp yiyene kadar gel burada fıstık gibi ye arkadaşım. Bence çok güzel bir tatlı, sıklıkla yerim ama kesinlikle tek kişilik değil. İki arkadaş paylaşmalı, diğer şeylerden de tatmalı. Bir kaç kaşıktan sonra beni bayıyor. Belki yazları üzerine krema yerine vanilyalı dondurma eklense hafifletebilir.
 


Çikolatalı fondü (13,5 TL) ise bildiğimiz eritilmiş çikolata yanında taze dilimlenmiş çilek, muz ve elma dilimleri. Özel fondü çatallarıyla alıp sıcak çikolataya batırıp yiyorsun. Kesinlikle en az iki kişi birlikte yenebilir, kurabiye canavarı gelse bir fondüyü bitiremez, bayar. Burada önemli olan eritilen kuvertürün kalitesi, sıcaklığı ve meyvelerin tazeliği ki Jadore 'da hepsi mevcut.
   
  

Sıcak çikolataya (8 TL) gelince eritilmiş kuvertürün içine süt ve aroma  ilave ederek hazırlıyorlar. Çok müdavimi var ama tatlı içecek sevmediğim için bana fazla tatlı geldi. Ama sıcak çikolata tabi ki de tatlı olur, bu nedenle diyecek bir şey yok. Bana göre değil sadece.
Özetle Jadore çok sevimli, güzel kokan, uygun fiyatlı bir mekan. Tüm çikolata sever kadınların bayılacağı gibineredeyse herşey çikolatalı ve cicili bicili. Diğer tüm çeşitlerini (cheesecake, glace, pastalar,sufle vs.) de deneyenler beğendiklerini belirttiler. Tek kusuru yer bulmanın zor oluşu ve mekanın basıklığı. Özellikle boş olabileceği hafta içinde fırsat bulursanız deneyin derim.

J'adore Chocolatier & Cafe - Taksim
Adres:İstiklal Cad. Emir Nevruz Sok. No:22 İstanbul(Panigia Kilisesi'nin girişinde) http://www.jadorecikolata.com/ Telefon:0212 249 03 33




Faros Wine & Dine, Taksim




Geçenlerde kardeşim ve erkek arkadaşıyla çift olarak bir akşam yemeğine çıkalım dedik ve başladık internetten Taksim taraflarında cafe araştırmaya. Mekanist.com 'dan bir iki öneri buldum. Giden kişilerin oradaki görüşlerini filan okudum ve Faros Restoran-Cafe ‘ye gidelim dedik.

İlk defa bir mekâna gittiysem belirli şeyler ararım ve yokluğunda da huysuzlanırım. Örneğin mekânın kolay bulunabilir olması, servisin iyi olması, yerler ve masaların temiz olması, masa- sandalyelerin tıkış tıkış olmaması, ortamda fazla müzik ya da konuşma gürültüsü olmaması gibi... Faros Restoran Taksim meydanına 2 dk. yürüme mesafesinde, meydandan Harbiye’ye doğru ilerken solda köşede kalıyor. Yeri gerçekten çok kolay ve merkezi. Dış görünüm olarak biraz pub biraz cafe tarzı ile oldukça Avrupai bir dekorasyona sahip. Biz gittiğimizde hava biraz serindi o yüzden içeride oturduk. İçeride masalar sayıca çok fazla ve birbirine yakındı, öyle ki servis yaparken yer kıtlığından geçemeyen garsonlar size / masanıza çarpıyor, yemeğini bitirip kalkan müşteriler geçmek için izin istiyorlar. İçerisi çok gürültülü değildi, gelenlerin genellikle 30 yaş üstü beyaz yakalı ve efendi turistler olması nedeniyle yüksek sesle konuşma gibi durumlar da yaşamadık. Genel olarak da ortalık ve masalar temizdi.

İlk etapta karşılanıp masaya alınmamıza rağmen, menü biraz geç geldi ve gecenin devamında da garsonlar biraz ilgisizdi ve ortalarda görünmüyordu. Bir süre sonra menü ve ikramlık zeytinyağlı peynir ve kendi yapımları olan ekmekçikler geldi, gayet lezzetliydiler. Masada Pizza Pepperoni, Pizza 4 Formaggi, Porçini Mantarı Risotto ve Çıtır Tavuk Salata Sipariş edildi. İçecek olarak çok güzel şarapları vardı, ben beyaz şarap Savignon Blanc-Chardonnay (16 TL ) aldım, eşim Cato Negro Merlot (15 TL), misafirlerimizden biri naneli limonata ve dördüncümüz de soda-limon aldı. İçecekler hemen geldi şaraplar çok güzeldi ve iyi soğutulmuştu.
Gelelim yemeklere;
Ben dört peynirli pizza yani namı diğer Pizza Quatro Formaggi (22 TL) istedim. Onun resmi yok, neden her şeyi çekip bir tek onu atladığımı anlamış değilim  ama yine de bilgi vermek istiyorum. Pizzanın hamuru incecikti ve hamuru çok lezzetliydi. Ortalama bir lahmacun büyüklüğündeydi, çok aç ve yemeğe düşkün biriyseniz ilk etapta biraz ufak bulabilirsiniz. Ancak domates soslu değildi, sossuzdu. Genellikle 4 peynirli pizzalar da sorulur pizza bianco –domates sossuz- mu istersiniz pizza rosso –domates soslu-mu diye. Burada sorulmadı, menüde ürünlerin resimleri de yoktu, ben de düşünemedim ve sossuz geldi. Eğer peynirler kaliteli ise dört peynirlinin sossuzu da güzel olur ama Türkiye de genellikle kaşarı basıp gönderdikleri için domateslisini tercih ederim. Maalesef  menü de yazdığı gibi üzerinde mozzarella peyniri, gorgonzola peyniri, parmesan ve fontina peyniri değil sadece kaşar vardı. Bunların her biri kendini çok belli eden farklı tatlara sahip peynirler ve benim pizzam kaşarlı pide gibi tadıyordu. Kötü müydü? Hayır, kaşarlı pide de güzeldir. Ama sipariş ettiğim ürün değildi. Bu nedenle bir daha tercih etmem.


Eşim Porçini Mantarlı Risotto (22 TL) aldı ve çok beğendi. Bence içinde porçini mantarı filan yoktu, çünkü porçininin keskin kokusu yoktu . Tadı tuzu yerindeydi gerçekten, miktar olarak da doyurucuydu ama pirinçler biraz diri kalmıştı. Ben o diri pirinçlerle yiyemezdim ama beyim sesini çıkarmadan hatta severek yedi.

Misafirlerimizden biri Pizza Pepperoni (20 TL) aldı, tabi aç insanlar olduğumuz ve sizleri bilgilendirmem gerektiğini düşündüğümden hepimiz tadına baktık.  Resme bakın iştah açıcı görünüyor ama bu sucukların pepperoniye benzer yanı var mı?! Olm bildiğin Türk sucuğunu koymuşsun, İtalyan sucuğu diye bik bik yazmışsın. Hayır anlamadığım şey ne gerek var?! Yani öyle de olsa alırız biz ama ne aldığımızı bilelim. Gerçi hakkını yememek lazım ufaktı ama tadı tuzu yerindeydi. Ama konuğum da bu pizzayı şimdi yiyorum ama bir daha buraya gelmem dedi. 


Son olarak Çıtır Tavuklu Salata ’dan (17 TL) bahsedeyim. Bence akşamın en güzel tabağı buydu.  Salata tabağı çok büyük değildi, hatta biraz ufak da denebilir ama tavuk parçaları oldukça büyük ve lezzetliydi. Zaten öyle kocaman tabağa bir sürü ot koyup dünya para almalarındansa sebzeleri yeterli miktarda koyup protein ürünlerini büyük tutmalarını yeğlerim. Üstelik ceasar ‘a benzer sosu da gayet başarılıydı. Bu tabağı alan kardeşim de beğendi ve tekrar gelse tercih edeceğini belirtti.

Özetle Faros Wine & Dine merkezi bir lokasyonda makul fiyatlar sunan bir cafe. Kötü değil sadece malzeme ve servis kalitesi pek yüksek değil. Benim tercihim pizzalarını 20’ye değil 25 ‘e satmaları ama daha kaliteli malzeme kullanmalarından yana. Bir daha gider miyim? Gidip bir kahve bir şarap- peynir için oturabilirim ama lezzetli bir akşam yemeği için hala tercihlerim farklı.

Eski bir gazete şeklinde tasarlanan menüyü ekliyorum, fiyat- yemek bilgisini görebilirsiniz. 

Ayrıca:
Faros Wine & Dine İstanbul
Adres: Kocatepe Mh., Cumhuriyet Cd No:31, Beyoğlu
Tel:(0212) 297 6077